Sosyologlara ve istatistiklere göre mutsuz bir toplumuz. Bireysel özgürlüklerimiz bir yandan artarken şiddet ve anarşide aynı paralelde artıyormuş.
İyi de kardeşim bireysel özgürlük niye kötü bir şey olsun ki ? diye düşünüyor insan. Oysa uzmanların söylediği bireysel özgürlüklerin bireylerce doğru ve toplumsal kurallara uygun olarak kullanılmaması ve sonuçları.
Çevremizdeki insanlar ve yazılı görsel basından okuyup gördüklerimizi birazda empati ile birleştirip belirli saptamalar yapmak için psikiyatris olmak gerekmiyor.
Hayatbir tiyatro sahnesi bizlerde oyuncularız.
Bu sözü farklı söylemlerle farklı düşünürlerden, yazarlardan defalarca dinlemişizdir. Gerçekten de çoğu zaman sanki bizden önce birilerinin yazdığısenaryosu belli bir oyunda rollerimizi en iyi şekilde yerine getirmeye çalışıyoruz. Hatta yalnız kaldığımızda bile bu oyundan sıyrılamıyor ve seyircisiz provalar yapıp başkalarının yanına da olaylara nasıl tepki vereceğimizi, takınacağımız tavrı düşünüyor, hesap kitap yapıyoruz.
Öğrenci, kadın veya erkek, genç, yetişkin ne isen artık rolün belli, iş hayatında belirlenen kariyer kriterlerine göre hareket ediyor, sevgili eş veya arkadaş olarak da yine başka birilerinin belirlediği kalın çizgiler içinde dönüp duruyoruz.Ama bu senaryo değişmez değil. Bazıları çizginin dışına atlamayı deniyor. Bu kişilerin başarıları yada başarısızlıkları yeni kriterler yada mevcut olanların korunması gibi kararlarımızı bir kez daha gözden geçirmemize neden oluyor. Böylece farkında olmadan yeni bir senaryo oluşuyor ve bizlerde kısa bir süre içinde bu oyunda ki yeni rolümüze adapte oluyoruz. Yani herkes hep aynı senaryoyu oynamak zorunda değil. Bu senaryo bizlerin ortak eylemleriyle şekilleniyor sürekli farklı farklı yazılıyor.
Televizyonlarda absürd programları en çok eleştirenler izleyenlerden çıkıyor. Şiddeti uygulayanlar en fazla şiddete maruz olanlar. Sokağa kül tablasını savuran sürücü arabasına özen gösteren titiz sürücü =) Tuhaf bir çelişki var tercihlerimizde. Hepimiz yöneticilerimizden şikayet ediyor eleştiriyoruz ama bunlar uzaydan gelmiyor biz seçiyoruz. Rüşvet alanı ayıplıyor kızıyoruz ama ilk işimiz düştüğünde rüşveti veren yine bizleriz. Eh veren olunca bu rüşveti de alan birileri çıkıyor doğal olarak. Senaryonun adı da sistem bu kardeşim olarak belirleniyor.
Sonra valilerimiz çıkıp herkesin başına polis dikemeyiz ya kardeşim diyor. Haklı çünkü aslında birey kendi kendinin polisi olma ahlakına sahip değilse ne yapsanız boşuna. O kişi bir yol bulur yine kendine veya topluma zarar verecek bir şeyler yapar.
Bu nasıl çözümlenir dediğimizde pek çoğumuzun kafamızdan geçen şey Cem Yılmaz ağzıyla “Egitim şart..! “ oluyor. Ama kadına en fazla şiddet uygulayan grubun içinde üniversite mezunlarının oranı hayli yüksek. Teknolojiyi en fazla kullanan grup eğitim görenlerden çıkıyor ve en çokta yine bu eğitimli grup tarafından kötüye kullanılıyor. Türkçe yi dahi doğru dürüst konuşamayan adam turist bayanı tarzanca konuştuğu İngilizce ile tavlıyor hatta üstüne üstelik birde dolandırıp parasını pulunu çalıyor.
İlk kez yapılan bir şey önce yadırganır, sonra alışılmaya başlanır. Bir süre sonra fark edilmez olur. En sonunda da yaşamın içine dahil edilir. Örneğin yıllar önce yolda bir travesti görünce herkes uzaylılara bakıyor gibi şaşkın bakardı. Daha sonra tepki gösterip ayıplandılar. Bir süre sonra sadece bakar olduk. Derken fark etmeyecek kadar sıradanlaştılar. En sonunda da toplum olarak herkesin cinsel tercihi kendine kardeşim yaklaşımı ile toplum içinde yerlerini aldılar. Benzer bir sürü örnek vermek mümkün.
Toplumdaki çürümüşlüklerde böyle bir seyir izliyor. Televizyonlarda gösterilen magazin programlarına ilk önceleri merak, şaşkınlık, ayıplanma gibi tepkiler verilirken artık bir kısmımız izlemez olduk, bir kısmımız gülüp geçmeye veya eleştirmeye başladık. Ancak artık en ciddihaber programlarının bile yarısından fazlası bunlarla doldu. Televizyon yapımcıları halk böyle istiyor kardeşim söylemi ile hareket ederken, bu programlarda doğallaştı.
Bir yerde yanlışlık var. İnsanlar daha çağdaş, daha özgür , daha teknolojik bir dünyada yaşıyorlar. Buna rağmen gelir dağılımında daha az adalet, daha fazla şiddet, daha fazla doğaya zarar verenve mutsuz büyük toplulukların içindeyiz.
Nasıl kurtuluruz bilmiyorum ? Ancak yasaklamak, kapatmak, teoride olan pratikte uygulanmayan yasalar çıkarmakla bunun mümkün olabileceğine inanmıyorum.
Eğitim ile öğrenimin arasındaki farkı iyi benimsemiş bireyler olmanın, yaptığımız iş ne olursa olsun ister işçi ister patron, ister memur ister amir, ister siyasetçi ister program yapımcısı her ne yapıyorsak yapalım yeter ki işimizi iyi yapalım.
İyi anne veya baba olmak çocuğun en iyi giysileri giyip güzel yemek yemesini sağlamakla, altına Ferrari çekmek demek değildir herhalde. En iyi ebeveyn çocuğuna yaptığı işi en iyi şekilde yapmasını öğreten ebeveyndir. Çocuğunuzun görevi odasını toplamak veya dersine çalışmak yada oyuncaklarına sahip çıkmak vs her ne ise bunu en iyi şekilde yapması için yönlendirmek, disipline etmek, kendisini savunmasına olanak tanımak ve hatta cezalandırmak gibi kurallara göre yaşamayı öğrenmelerini sağlamak zorundayız .
Toplum içinde yaşamak için toplumsal kurallar var ise bu işin okulu ailede başlamalı. Lütfen artık daha mutlu olacağımız, daha fazla toplumumuza ve doğaya saygılı bir yaşam senaryosu için çaba gösterelim. Senaryoyu değiştirme zamanı geldi de geçiyor. Bu senaryoyu değiştirmek bizim elimizde. Yeter ki bireyler olarak inanalım ve sadece kendi sorumluluklarımıza sahip çıkalım yeter diye düşünüyorum.
Ne Mutlu ki...! Uyuşturucu Maddeleri Pazar Tezgahlarından Üç Kuruşa Alan Çocukları Düşünen Birileri Çıktı ve Bu Gidişata Dur Demek İçin Çaba Sarfediyorlar.
Bugün internette haberlere göz atarken hurriyet.com AKP Trabzon Milletvekili ve Sağlık Komisyonu Başkanı Cevdet Erdöl ve arkadaşları tarafından hazırlanan “Çocukların Uçucu Maddelerin Zararlarından Korunmasına Dair Kanun Teklifi”, uçucu veya çözücü maddeler içeren ve solunarak veya koklanarak kişide bağımlılık yapan ürünlerin, üretiminden kullanılmasına kadarki süreçte kontrolünü sağlamayı, özellikle de çocukları ve gençleri bu maddelerin zararlı etkilerinden korumayı amaçlıyan bir tasarı hazırladıklarını ve TBMM ' ne sunduklarını okudum.
Yasa teklifi üzerinde bazı ek düzenlemeler ve önlemlerin daha uygulanabilir hale getirilmesi için çalışma yapılabilir ancak bu konunun gündeme gelmesinin dahi çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Konu ile ilgili olarak daha önce blogumuzda yazmıştım.
( .......Bir Nefes Sevgi Yeterdi Bir Nefes Uyuşturucuya
Bu konuyla ilgili bilimsel şeyler istatistik bilgiler falan yazmak istemiyorum. Yaklaşık dört yıl önce sokak çocuklarının eğitim ve rehabilitasyon için yürütülen projelerden birinde gönüllü olarak bir süre çalıştım. Çok sınırlı sayıdaki bu merkezlerde sokak çocuklarına öncelikle barınma, beslenme ve temizlenme ihtiyaçlarını giderme imkanı sağlanıyor. Kısa bir süre içinde çocukların adaptasyonuna göre okuma-yazma, meslek edindirme, sosyalleşmelerine destek ve psikolojik tedavi yardımları yapılmaya çalışılıyor. DEVAMINI OKU.... )
Hergün iş çıkışı yolumun üstündeki parkın önünde perişan halde duran tiner, bali benzeri uyuşturu madde kullanan sokak çocuklarını gördükçe insanın yüregi burkuluyor. Madem nedenleri ortadan kaldıramıyoruz, hiç değilse yasal bazı kısıtlamalarla günden güne yaygınlaşan bu bağımlılığın azaltılmasına çalışmalarına destek olalım. Tasarıyı hazırlayanların emeğine sağlık.
Sözkonusu yasanın öncelikle çıkartılması için gerek Meclisimizde gerekse de kamuoyunda yeterli desteğin sağlanmasını tüm kalbimle diliyorum.
Minicik çocukların cinsel istismarına verilen komik cezaların caydırıcılıktan uzak olduğu herkez tarafından kabul edilen bir gerçek. Cezalar o kadar komik ki bu insanlıktan uzak yaratıklara insan muamelesi yapılması, ödediğimiz vergilerle beslenip korunmaları ve 7, 8 yıl sonra başka birilenin canını yakmak için sokaklara salınması karşısında artık insanlar tahammül sınırları çoktan aştı ve linç girişimlerine kadar giden sonuçlar karşımıza çıkmaya başladı. (Linç olayını her ne kadar desteklemesemde bazen gerekiyor galiba. Hale bakın mağdurun haklarını koruyamayan yasalar bizleri ne hale getiriyor artık linç bile vicdanlarımızda rahatlatıcı bir çözüm yoluymuş gibi görünebiliyor. En tehlikelisi de Toplumdaki bu güvensizlik duygusu) .
Bu sabah e-posta kutumu açtığımda bir arkadaşımın yolladığı aşağıdaki mesajı gördüm. İşte internetin toplum yaşamında baskı grubu oluşturmak için kullanılmasının en güzel örneklerinden biri. Vatandaş olarak vicdanımızı yaralayan ve son günlerde gerek medyanın olaylar üzerine daha dikkatli gitmesi gerekse de iletişim imkanlarının gelişmesi sonucu sık sık haberlerini okuduğumuz küçük çocukların cinsel istismarı, taciz ve tecavüz olayları konusunda mevcut yasalarda cezaların yeniden düzenlenerek ağırlaştırılması talebimizin belirtilmesi için umarım bol katılım olur ve bu fiilleri işleyenlerde hak ettikleri cezaları bulurlar.
E-Posta Metni :
Milletvekili Canan Arıtman, bebek ve kucuk yasta tecavuzun cana kast olarak degerlendirilip agir muebbet hapis cezasi ile cezalandirilmasi icin bir yasa teklifi hazirlamis. Bu yasa teklifinin mecliste bir an once gorusulmesine yardimci olmak icin de kendi web sitesinde bir anket duzenlemis. Anket henuz sayfaya eklendi. Siz de bu yasa teklifini olumlu olarak degerlendiriyorsaniz lutfen ANKETTE oyunuzu kullanin. Sizden ricam tanıdık herkeze bu maili yaymanız ve bir kamuoyu oluşturulmasına katkıda bulunmanız. Bu insanlık dışı olaylara sessiz kalmamamız gerekiyor.
-------------------
Son bir not eklemek istiyorum. Sözü edilen Kanun Tasarısı hakkında burdan bilgi alabilirsiniz. Konuya ilişkin bir başka haber.
Son günlerde çocuklara karşı istismar, taciz, tecavüz ve cinsel suçlar artmış. Allah allah ne oluyoruz neden böyle oldu.? Ülke gündeminde pekçok kişi bu konuda konuşuyor, hayretler içinde nasıl bu hale geldik diye fikirler üretiyor. Kimi eğitimsizlik kimi cehalet kimi iletişimin artışı, kimi yoksulluk, kimi dinden uzaklaştık böyle oldu kimi ise tüm bu nedenlerin hepsi yüzünden vs vs türden kendince yorumlar getiriyor.
Allah allah nerden çıktı bu sapıklar.?
Millet olarak niye şaşırıyoruz bende bunu anlamıyorum. Niye çıkmasın kardeşim. Bu ülkede adam vergi kaçırır, rüşvet alır veya verir, işini kötü yapar ama Fransayı İtalyayı protestoya gelince yada Ülkemize bir laf söylenince en büyük milliyetçi odur.Uyuşturucu ticareti yapar, ülkenin gençlerini zehirler ama allah var ülkesine laf söyletmezzzz. Elalemin ülkesinde tüm hukuk kurallarına uyar, en zor işlerde çalışır ama dört dörtlük işinide yapar, ne hikmet ise daha Kapıkuleden girerken kaçak mal sokmaya çalışır, işini düzgün yapan biri varsa onuda yoldan çıkarmaya çalışıp rüşvetle iş bitirir, gümrük çıkışının hemen sonrasında arabanın çöplerini yola fırlatmaya başlar. Yaşasın ülkemdeyim artık. Bizim ülke gibisi yok canımmmm .
Komşusunun karısına kızına bakar ama komşu farkedip kendi karısına kızına küfür ederse en delikanlı odur. İstatistiklere göre internette en fazla çocuk pornosu üzerine arama yapan Türk insanı. Kahvede çarşıda veya aile arasında yaşlı dedeyle karşılaşınca,
-nasılsın emmi
-hastayım oğul, toprak gözlüyoruz işte diyen dedeye
- ya boşverrrrr alalım sana onsekizlik bir genç kız hiçbir hastalığın kalmaz diye espiri yapana, buna gevrek gevrek gülen dedeye, gülüşen büyüklerini izleyen çocuğa şaşırma, allah allah bu adamlar nerden geldi de.
Kendi aç karnını doyuramaz iken maşallah iki hatun alan, her birinden sekiz on tane çocuk yapan, sonrada bir boğaz daha eksilsin evden diye 14 yaşındaki kızı 60 yaşındaki sapık adamlara veren babaya şaşırma, çocukların cinsel istismarına şaşır. Sonrada allah allah bu adamlar niye böyle oldu de.
Din iman deyip evde karını kızını peçe altına sok, evde şiddet uygula döv söv, sonra sokakta gördüğün her kadına bıyık burk, gözün dışarda olsun. Allah allah bu adamalar niye böyle oldu de.
Açıkcası ben hiç şaşırmıyorum. Biz bu kafayla gidersek, böyle iki kumalı bilmem kaç çocuklu milletvekillerini kendimize temsilci diye seçersek, elalem teknoloji peşinde koşarken biz şuran açık buran kapalı, kadın doktara muayene olmam, yok aile planlaması dinimize uygunmu değil mi, saçma ama bizim burda töre böyle, adetimiz kardeşim türünden şeylerle uğraşmaya devam edersek. Ne gelenek ne gelecek nede o pırıl pırıl evlatlarımız için adam gibi bir toplumsal kültürel miras bırakamayacağız. O nedenle hiç kimse niye böyleyiz diye şaşırmasın. Kendimiz ettik kendimiz bulduk. Hepimiz özeleştiri yapmak ve bugünkü süreçte benim rolüm ne diye sorgulamak zorundayız. Toplum uzaydan gelmiyor bizlerden oluşuyor.Böyle bir ülkede çocuk sahibi olmaya karar vermek gerçekten yürek istiyor. Allah sonumuzu hayıra getirsin.
Konu ile ilgili Sabah Gazetesi yazarlarından sayın Yılmaz Özdil çok güzel bir yazı yazmış. Buyurun okuyun, sözün bittiği özün kendini sorgulayacağı yer burası işte.
----------------------------------------
Cinsel... Seçme yaşına gelmeden, babası yaşında adamlarla evlendiriyorlar kızları... Adı üstünde "reşitdeğil." Ehliyet vermiyorsun... Trafiğe sokmuyorsun... Ama gerdeğe sokuyorsun. Beşikten sözlü. İlkokulda nişanlı.
************
30 yaşında torun sahibi olan var. 14'ünde evlen, 15'inde doğur... Doğurduğunu 14'ünde evlendirsinler... 15'inde doğursun. Al sana, 30'unda anneanne. 45'inde nine.
************** Parayı bastırıp... Torunu yaşında kız çocuklarını şehvetle koynuna alan sapık moruğa, "damat" deniyor bu ülkede. Sonra diyorlar ki, "Türkiyenasılolurda,çocuklarakarşıcinselsuçlardadünyabirincisiolur?" Ya nerede olacaktı? Elalemin"suç"saydığı... Bizde olmuş "örf,adet." Bu insanlık ayıbıyla mücadele etmeden, çocuklara karşı işlenen cinsel suçlarla mücadele edemez Türkiye. Çünkü sorun, adli değil. Ahlaki.
************** Açın gazeteleri, televizyonları... İki tane viagra atıp, evini terkeden andropozlular, kahraman. Kocasını aldatan, kocasını aldattığı adamı da bıyıkları terlememiş oğlanla aldatan, devrimci. "Yılınannesi"aynı zamanda. Saçını Mohikan tarzında kestiren ve böğürme performansıyla normalde "heyetegirmesi"gereken bir arkadaşa, "üsteparaveriyorlar"stüdyoya girsin diye. Kaynana ev almış, röportaj için. "Şehitanası" ilan etmişti kendini. İşi psikopata bağlayıp, suratında bardak kırma tarifesi, bin dolar. Hasta çocuğunun ameliyatı için patrona verme tarifesi, 150 bin dolar. Nakit. Öğretmen, dansöz olmaya çalışıyor. En çok "esemes"alan, gelin oluyor. Kulağını kafasına yapıştıran, kıymete bindi, zam yaptılar. Pantolon indiren transfer patlattı. Pezolar jüri.
*********** Kıç, baş olmuş kardeşim... Baş da kıç. Sorun, adli değil. Köküne dinamit koyuyorlar milletin.
------------------
SON SÖZ: Sokak Çocukları Rehabiltasyon Derneği, çocuklara yönelik cinsel istismarın önlenmesi amacıyla 24 saat hizmet verecek "alo destek ve ihbar hattını" hayata geçirdi. Hat, cinsel istismarın bir halk sağlığı problemi olduğu bilincini geliştirmeyi amaçlıyor. Çocuğa Karşı Cinsel İstismarda 24 saat Açık İhbar Ve Bilgi Hattı:0216 450 54 54
Ey ulular ulusu Fransa, bu protestoyu biz yapsak, sözde ermeni soykırımı yasasını eleştirenleri suçlu ilan ederek, düşünmeyi, konuşmayı, haklarını savunmayı hatta tarihi inkar eden utanç yasa tasarısı nedeniyle Fransaya karşı taraflı olduğumuz söylenir.
Şu aşağıda gördüğünüz resimler, Medeniyetin, özgürlüklerin ülkesi Fransada yapılan bir protest kampanyaya ait.Ana fikir ise "Dünya ülkelerinin uygarlaştırmaya çabalayan Fransa, Birçok evsiz ve yoksul yaşlı insanlar geçen kış, soğuktan dolayı öldü. Bu caddedeki her Hz İsa Figürlü Haç, her kış ölen yüzlerce evsiz için konuldu, Herkez bu kampanyaya destek versin ve tepki göstersin. "
Bir süredir bloguma yazı yazamıyorum. Bunun mazereti olmamalı aslında ancak, ben kendimi yazı yazmak için iyi hissetmiyorum.
Yaklaşık iki yıldan fazla bir süredir emek vererek bir sürü yazı, kaynak, zaman ayırarak oluşturduğum forum sorumsuz bir hosting firması yüzünden heba oldu gitti. Sözünü ettiğim hosting Myhost.de adlı sitedeydi. Almanya’ da bulunan ücretsiz olarak bazı web hizmetleri sunan bir site idi. Kendi tercihini kullanarak ve reklam aldığı firmaları ve müşteri portföyünü zenginleştirmek amacıyla web master’ lere ücretsiz olarak hosting hizmeti veriyordu. Bende Bufirmanın forum hizmetinden faydalanıyordum. Hizmet aldığım süre içerisinde sürekli iyi ilişkiler geliştirmiş ve hizmetleri için memnuniyetimi defalarca ifade etmiştim. Forumun backup’ ını zaman zaman talep ettiğimizde, arkadaşlar kaygılanmayın backuplarınızı vermiyoruz ancak hizmetimizi sonlandırmayı düşünürsek bunu sizlere e-posta ile duyurur ve yollarız demişlerdi.Benim gibi 2000 yakın kişi bu söze güven duydu.
Tatilden sonra siteye bir hafta boyunca giremedim. Firmanın kendisine ait tüm websitelerinin kapalı olduğunu, iletişim ile ilgili olanakların tamamen kapandığını, adminin hotmail, google adreslerine giden e-postalarının yanıtsız kaldığını üzüntü ile öğrendim.
Aslında kendi sitelerinde web hosting hizmeti sunan, ücretsiz hizmetler veren bazı site sahibi arkadaşlarım beni bu konuda uyarmışlardı ancak ben yinede dostluklarına güvendiğim admin ve eşinin bu kadar sorumsuzca bir davranışlarının olabileceğini kabullenmek istemedim. Sonuçta bu hizmet karşılıklı menfaatlere dayalı ve benim gibi hizmet alanlardan çok onların reklam, web tasarımı vs hizmetleri pazarlamaları açısından daha fazla ihtiyaç duydukları bir hizmetti. Bize sundukları bu hizmete karşılık forumlarımızda sürekli reklam yayınlıyor ve bundan gelir elde ediyorlardı.
Yukarda da dediğim gibi bu şekilde ücretsiz bazı web hizmetleri sunan admin arkadaşlarım var ve bunların pek çoğu bunu gönül işi olarak yapıyor, üstelikte beş kuruş bir beklentileri olmadığı gibi ceplerinden de harcamalar yapıyorlar. Öyle bir yerden ücretsiz bir hizmet talep etmiş olsam ve bu hizmet benim insiyatifim dışında sonlandırılsa normaldir diye düşüneceğim, ancak, Myhost.de bu hizmetleri sunarken bundan gelir elde etmek amacıyla yapıyordu.. Benim gibi 2000 yakın kişinin emekleri, zamanları çalındı, gözardı edildi ve bana göre bu sorumsuzluktan başka bir şey olamaz. Sözkonusu arkadaşlar hergün bize çeşitli tanıtım reklamları yollarken bu hizmeti sonlandırmadan önce bilgi verebilir, backuplarımızı gönderebilir ve hatta belirli bir ücret karşılığı bizlere bunları yollamayı veya hizmeti sürdürmeyi teklif edebilir , başka bir deyişle tercih hakkı tanıyabilirlerdi.
İşte yukarıda yazdığım gibi canım cidden çok sıkıldı, üzüldüm çünkü o forum ambalaj tasarımı ve tasarım konusunda birçok üniversite öğrencisi arkadaşa ciddi anlamda kaynak sağlayan, bilgi paylaşımı olan bir forumdu.
Birsürü kişinin üye olduğu, özellikle öğrenci arkadaşların ödevlerinde kullandıkları pek çok bilgiyi içeren bir forumdu. O kaynakları tekrar bir araya getirmek çok zor.
Hal böyle olunca da biraz yazmaktan, netten soğudum, uzaklaştım. Her şeye rağmen söz konusu forumu yeniden oluşturuyorum. Yeni forumu kendi domain’im de yayımlamaya çalışacağım.
Bu isteksizliğimin bloga yazı yazma şevkimi de kırdığı ortada. Umarım en kısa sürede geçer. Sırf yazı olsun diye de nette bulduğum şeyleri buraya kopyalayıp koymak da istemiyorum.Bu blogu oluştururken mümkün olduğunca bana ait olan yazı, gözlem, yorum veya paylaşımlar içermesini istiyordum. Umuyorum bu çizgiden sapmadan devam ederim.
Kitap okumayı çok severim, dönem dönem okuma krizlerim olur deli gibi gece yarılarına kadar kitap okurum bu süreç bazen bir, bazen üç ay sürer sonra birden zınk diye kesilir. Başka bir boşluk süreci oluşur, öyle zamanlar olur ki kitabı bırak gazete okumak bile bana daral getirir. Buda bazen bir bazen üç ay sürer . Ve yine deli gibi okuma dönemi, işte benim kitaplarla olan aşkım böyle bir süreçte gider.
Sürekli ve dengeli bir ilişkim olmadı hiç kitaplarla nedense. Ya soluksuz bir aşk, sürekli yanımda beynimde beni meşgul eder. Yada kısa süreli ancak kesin terk edişler.
Tüm bu süreçlerde daim olan tek aşkım ise her zaman sevgili DUYGU ASENA' nın kitapları olmuştur. Kadının adı yok , Aslında Aşk da Yok ve özelliklede Aynada AşkVardı bu kitapları kaç kere okudum bilmiyorum.
Sevgili DUYGU ASENA ne yazık kı artık aramazda yok, dün gece vefat ettiğini, uzun süredir beyin tümörü ile olan mücadelesine yenik düştüğünü öğrendim. O kadar çok üzüldüm ki anlatamam. O benim çalışma odamdaki arkadaşımdı, kafamı kaldırdığımda karşımda kitaplığımı ve en çok dikkat çeken yerde de Duygu Asenayı görüyordum. Aileden biri gibiydi arkadaşımdı. Bir buçuk yıldır tümörle mücadele ettiğini biliyordum ve Duygu bunu kesinlikle atlatır diyordum ve sonrada yine her zamanki gibi muhteşem bir kitap yazar ve birçok hastaya da bu konuda yardımcı olur diye düşünüyordum. Ölüm yakışmadı be sana Duygu hele bu kadar çabuk ve daha çok fazla sözün varken.
Bana kendi benliğimi bulmamda, aile okul iş ve sosyal hayatın paylaşımlarında yazdıkların, bazen öfkeli bazen sevecen tavırlarla ortaya koyduğun tepkilerinle bireysel kişilik oluşumumda çok yol gösterdin. Zaman zaman seninle kendi içimde çeliştim, zaman zaman aman be Duygu hangi ülkede yaşıyorsun diye kızdığımı, zaman zaman işte budurrr kardeşim dediğim zamanları unutmam mümkün değil.
Nur içinde yat Sevgili DUYGU ASENA, gerçek olan şu ki
Mayınların insanlık için felaket olduğunu, 2005 yılında 84 ülkenin mayınlar nedeniyle sıkıntı yaşadığını, dünyada her yıl yaklaşık 20 bin çocuğun ve yetişkinin mayın kurbanı olduğunu, özellikle terör örgütlerinin son yıllarda mayınlama eylemlerine yöneldiğini ve bu tür eylemlerden en büyük zararın sivillerin gördüğünü biliyoruz. Bu nedenle Birleşmiş Milletler tarafından da Dünya Mayın Tehlikelerine Karşı Korunma Günü (4 Nisan) dahi ilan edildi. Tüm dünyada terör örgütleri tarafından kolay bir eylem biçimi olması nedeniyle son yıllarda yaygın şekilde kullanılan mayınlar, başta çocuklar olmak üzere, masum ve korunmasız binlerce kişinin ölümüne ya da sakat kalmasına neden oluyor.
Hiçbir gerekçe insan hayatının masum yavruların sakat kalmasının haklı gerekçesi olamaz.
Yılmaz Erdoğan' da sanatçı duyarlılığı ile bu konuda bir mektup hazırlamış. Mektupta terör, ölüm, vs konularada değinilmiş. Özellikle çocukları ve masumları tehdit eden mayınlar konusunda gösterilen tepkileri kurumsal, bireysel her kimden gelirse gelsin çok önemsiyorum.
İşte Yılmaz Erdoğan' ın mektubundan mayınlar konusundaki yazdıklarından alıntılar...
"Bu bir mektup. Kuş, güvercin kanadına yazıldı.Kimin vicdanına konarsa o okusun diye.Ölüm üzerine... Mayın üzerine...
HER SİLAH ÖLDÜRÜR AMA MAYINDAN KAHPESİ YOKTUR
Sevgiliye hediye almaya, pazar alışverişine çıkmaya, bir bebek sahibi olmaya, sigarayı bırakmaya, piknik yapmaya, bir insanı her şeyden çok sevmeye.... Yazıklar oluyor...
Yazıklar oluyor hayatın bizzat kendisine.
Yapmayın!
Mayınlar döşemeyin geleceğinizin güzergáhına.
Bu kalleşin ne zaman patlayacağı belli olmaz.
Bazen yıllar sonra, bir küçük kız çocuğu çiçek toplarken denk gelir, bazen yirmi yaşındayken ve daha önce hiç görmediğin bir yerde, daha önce hiç tanımadığın insanların arasında hem anayasal hem siyasal hem mukaddes bir yolculuk sırasında....
İnsanoğlu her melaneti icat etti; ama mayından kahpesi yoktur.
Her silah öldürebilir, her zaman öldürme potansiyeli taşır; ama mayın MUTLAKA ÖLDÜRÜR.
Mayın ıskalamaz! O birini mutlaka öldürür!
Uğursuz bir pusuya yatar ve patlayana kadar, bir can üstüne basana kadar bekler.
İnsanın icat ettiği EN ÇİRKİN şey silahtır.
Ve silahların EN ÇİRKİNİ MAYINDIR!
Sebebini unuttum kavganın ve umurumda da değil siyasi tartışmalar. Bir tek şey için dua ediyorum her gece, her gündüz: Kimse genç ölmesin ...." Yazının devamı için
Konu ile ilgili güzel bir yazıda Çoşkun Aral ' dan
"Yaşamaya çalıştığımız bu güzel dünyamızda 100 milyondan fazla gömülü mayın var. Ve herbiri üzerinden geçen canlılara ya mezar olacak, ya da sakat bırakacak.
Savaş artığı mayınlar. Savaşlar bitse bile öldürmeye devam ediyorlar. Savaşların yaşandığı topraklarda, her yeni gün yeni mayın kurbanlarını doğuruyor. Geçtiğimiz günlerde Güneydoğu'da buldukları mayınlarla hayatını kaybeden dört çocuğun ölüm haberi ne yazık ki ilk değil. Arşivlere bakıldığında, yıllar süren Güneydoğu teröründe binlerce insanın mayın kurbanı olduğu görülüyor. Geçmişte Türkiye-Suriye sınırında, sadece kaçakçıların baş belası olan bu sorun, artık bütün insanımızın sorunu. Özellikle köylere geri dönüşün sağlandığı bugünlerde, toprağını ekmeye biçmeye giden çiftçiyi ve canlanmaya başlayan hayvancılığı bekleyen en ciddi tehlike.
Tanesi 3 dolar imhası ise milyonlarca lira
Bugün 68 ülkede 100 milyonu aşkın kara mayını gömülü. Bunların hepsinin sökülmesi ise 1100 yıl sürebilir. 1100 yıl, milyonlarca mayın kurbanı demek olabilir. Yazının devamı için
Bu konuyla ilgili bilimsel şeyler istatistik bilgiler falan yazmak istemiyorum. Yaklaşık dört yıl önce sokak çocuklarının eğitim ve rehabilitasyon için yürütülen projelerden birinde gönüllü olarak bir süre çalıştım. Çok sınırlı sayıdaki bu merkezlerde sokak çocuklarına öncelikle barınma, beslenme ve temizlenme ihtiyaçlarını giderme imkanı sağlanıyor. Kısa bir süre içinde çocukların adaptasyonuna göre okuma-yazma, meslek edindirme, sosyalleşmelerine destek ve psikolojik tedavi yardımları yapılmaya çalışılıyor. Başarı yüzdesi çok düşük, merkeze gelen çocuk sayısına oranlarsak %5 gibidüşük bir oranda, çocuk için topluma kazandırma ve birey olarak kendi başlarına yetebilecek beceri veya güven duygusu aşılanmaya çalışılıyor.
Benim yer aldığım proje sosyalleşmelerine katkı sağlamak amacı güdüyordu. Benim görevim bağlama çalma ve halk oyunları öğreterek onlara paylaşma, birlikte hareket edebilme ve kendileriyle barışık olabilmeleri için destek sağlamaktan ibaretti.Çalışmalara yanlış hatırlamıyorsam 28 çocukla başladık ancak 11 kişi devam etti. İki çocuk ailesiyle yaşamaya başladı ve okula tekrar yazıldı. Sadece iki çocuk düşünün. Korkunç bir şey. İnanın kaybedilen hayatları tekrar kazanmak zor gerçekten zorrr.
Çok sayıda çocukla bir arada çalışabilme imkanınız zaten yok. Bu çocukların pek çoğu bali, uhu vs benzeri uçucu madde bağımlısı veya bir ara kullanmış bırakmaları için rehabilite edilmeye çalışılan çocuklar. Pek çoğu belirli suçlar işlemiş, bedenleri zarar görmüş, zayıf ve sağlıksızlar. Bir arada yaşama, paylaşma duyguları tamamen körelmiş, sürekli kavga çıkaran veya çok çabuk kendi içine kapanan bir ruh haline sahipler. Bu tip merkezlerde gönüllü olarak çalışan üniversite öğrencileri ve eğitim gönüllüleri var. Herkez çok iyi niyetli ve gerçekten özveriyle bir şeyler yapmaya çabalıyor ancak genellikle çok az sayıda çocuğa yardımcı olunabiliyor. Hem merkeze gelebilen çocuk sayısı, genelin içinde çok az hem de çocuklarla sağlıklı iletişim zor.
Çocukların tamamı yoksul aile çocukları ve parçalanmış ailelerden geliyordu. Birçoğunun kardeş sayısı beşin üstünde, anne ve baba ayrılmış yada baba işsiz, eğitim ve insanca yaşama imkanlarından yoksun çocuklardı.
İki gün önce sağlık bakanımız çok çocuk yapın diye ailelere beyanat veriyordu. Gözümün önüne merkezdeki çocuklar geldi ve içimden dedim ki, evet çok çocuk yapın ki ülke nüfusu gençleşsin ve bir iki çocuğa bile doğru dürüst bakmaktan yoksun aileleri daha fazla çocuğu sokaklara salsınlar.
Başımızdaki bu siyasetçiler hangi ülkede yaşıyorlar, ülke gerçeklerinden hiçmi haberleri yok, 350-400 YTL kazanan bir babanın böyle bir ortamda üç beş çocuğa eğitim, insanca yaşama, sosyal hayat ve sağlıklı bir yaşamı nasıl sağlayabileceğini düşünebiliyorlar ki böyle absürd sözler edebiliyorlar, anlamıyorum...!
Uçucu maddelerin satışı yasal ve çok kolay bulunabiliyor. Çarşıda pazarda heryerde bunlar almak mümkün. Birçok alanda bu maddeler kullanılıyor. Daha çok kısa bir süre önce dairede bulunduğum katın halıları değiştirildi. Yeni halıları yapıştırmak için bali veya derby benzeri bir yapıştırıcı kullandılar. Dairede yeterli havalandırma bulunmadığından ve bu maddeyi nerde ise üç gün süre ile koklamak zorunda kaldığımızdan hepimiz rahatsız olduk. İnsanda baş dönmesi, bulantı, konsantrasyon bozukluğu, anlama güçlüğü benzeri dumur haller oluşuyor. Bunu bizzat yaşadım. Aynı gün yazılarını sürekli takip ettiğim bloglardan biri olan Ömer Balyalı’ nın blogunda yaklaşımlar=blog oyunu diye bir yazısı vardı. Oradaki yazıyı iki defa okuduğum halde tam olarak anlayamadım zaten yazdığım yorumdan da bariz belliydi ki, sayın Balyalı’ da konuya vurgu yapmış. Bende konu ile ilgili yazı yazmak farz oldu diye belirttim . Kısa sürelide olsa yaşadığımız bu ortamın bende yarattığı dumur duruma güzel bir örnek =) Birde bunu direkt koklayarak içine çeken bu zavallı çocukları düşününce insanın içi yanıyor gerçekten.
Bu konuda devletin bir şeyler yapması gerektiğine inanıyorum.
Bu maddelere ulaşmak, çoluk çocuğun bukadar kolay bunları satın almasını engellemek,
-Sanayideki kullanımının kontrollü hale getirilmesi (maske, havalandırma vs),
-Maalesef çok sayıda küçük çocuk veya genç sanayide çırak vs konumlarda çalışıyorlar bu mekanlarda bu maddelerin kullanımının engellenmesi veya hiç değilse sağlıklı ortamlarda kullanım koşullarının sağlanması,
-Bakabilecek kadar çocuk yapmaları için nüfüs planlaması konusunda ailelerin bilinçlendirilmesi,
-Sosyal devlet olmanın gereği yoksul vatandaşların hiç değilse çocuklarının eğitim ve sağlık harcamalarının tamamının devlet tarafından karşılanmasının sağlanması,
-Okullarda mutlaka sosyal danışmanların bulunması ve bu uzmanlar ile çocukların arasında sağlıklı iletişimin kurulabilmesi için okul-aile-uzman işbirliğinin sağlanması
-Son olarak ta ailelerin çocuklarına sevgi ile yaklaşmaları için yazılı ve görsel medya araçlarının kullanılarak eğitim kampanyalarının düzenlenmesi gibi bazı önlemlerin alınmasının yararlı ve hatta şart olduğuna inanıyorum.
Çünkü sokak çocuklarının sokak kültürünü yok etmek, onları suçtan, suça teşvikten, tacizden ve hırsızlık, kapkaç benzeri olaylardan uzak tutmak gerçekten çok zor. Bunu o çocukları sokağa düşmeden yapmak, suçluyu yakalamaktan çok, suçun oluşumuna neden olan zemini ortadan kaldırmak gerekiyor.
Lütfen bakabileceğimiz kadar çocuk sahibi olalım. Çocuklarımıza sevgi ve anlayışla yaklaşalım. Çocuğun eğitiminde paranın dengeli kullanımı çok önemli, çünkü olmayan para kadar sevgi ve ilgiyi örtmek için çocuğa rüşvet olarak fazla para harcatmakta zararlı.
26 Haziran Dünya Uyuşturucu Mücadele gününde uyuşturucu maddelerden uzak bir gençlik umudu dileğimle, dünyanın neresinde olursa olsun bu konuda katkı sağlayan herkeze saygılarımı gönderiyorum.
DİYOR VE BU KONUDAKİ DEMOKRATİK TEPKİLERE DESTEK VERİYORUZ...
Yarın yani 1 Haziran 2006 tarihinde bir gün süre ile Türk Telekom A.Ş. tarafından Ekşi Sözlük’ ün Sitesinin kapatılması nedeniyle, Blog’ umu İnternette uygulanan SANSÜR uygulamalarına karşı protesto amacıyla kapatmayı ve yukarıdaki resmi yayınlamayı, minikte olsa (Altı Üstü Tasarım) yapılan eylemde katkı sağlamak ve demokratik tepkimi göstermek düşüncesindeydim. Ancak bu gün Kapatma Kararının Kaldırıldığı ve Ekşi Sözlüğün yeninden açıldığını öğrendim. Bu nedenle Blogu kapatma uygulaması yerine bu konuda birkaç satır yazmak istedim.
Türk Telekom A.Ş. tarafından bir süre önce Ekşi Sözlük kapatıldı. Gerekçe olarak İstanbul Emniyetinin polis ihbarlar servisine gelen bir şikayet üzerine çıkarılan Mahkeme kararı uyarınca, T.Telekom ‘ un anılan siteyi (Esrar konusunda yazılanlar nedeniyle) kapatması istenmiş ve uygulanmış bir süre sonra da aynı Mahkemenin kararı ile uygulama yürürlükten kaldırılmıştır.
Ekşi Şözlük'e yapılan uygulama Şirketimizin takdiri bir uygulaması olmayıp, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün başvurusu üzerine bir mahkeme kararının Şirketimiz tarafından uygulanmasından ibarettir şeklinde bir açıklama getiren, Türk Telekom A.Ş. nin açıklaması, ”İstanbul Emniyet Müdürlüğü Polis İmdat biriminin 14.12.2005 tarihinde aldığı ihbarı değerlendirmesi üzerine http://sözlük.sourstımes.org web adresinde ( bilinen adıyla ekşi sözlük ) "esrar" kelimesi arandığında gençlere esrar içilmesini özendirici ve temin edilmesini kolaylaştırıcı bilgilerin bulunduğu, ayrıca uyuşturucu veya uyarıcı nitelikte maddelerin kullanılmasını tavsiye edici nitelikte yazıların bulunduğu görülmüş olup, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün başvurusu üzerine İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 06.01.2006 tarih ve 2006/25 Müteferrik sayılı kararı ile "....isimleri ve adresleri belirtilen web sitelerinin TÜRKİYE'YE ERİŞİMİNİN ENGELLENMEŞİNE,...." hükmedilmiştir.” Şeklinde.
T.Telekom Mahkeme Kararına uymuş ve anılan siteyi yasal zorunlulukları nedeniyle kapatmıştır. Benim karşı olduğum taraf yaptırımın “ sitenin kapatılması” şeklinde gerçekleşmesi. Oysa Ekşi Sözlük site yönetiminden bu konuda düzeltme yapılması ve suç unsuru taşıyan, yada toplumsal ahlak ve/veya bireysel özgürlüklere saldırı, hakaret vb içerikler taşıyan söz konusu yazıların silinmesi istenebilirdi.
Birçoğumuzun forum, blog veya sitelerinde ziyaretçilerin yorum, yazı, makale türü eklentiler yaptıkları bölümler var ve katılımcı, paylaşımcı anlayışa uygun bir site yönetim anlayışına sahibiz. Art niyetli herhangi bir ziyaretçinin site yönetiminin denetiminden kaçan yorum yazı veya benzeri paylaşımları nedeniyle anılan sitenin hiçbir uyarı yapılmaksızın kapatılmasının mantığını kabullenmek çok zor. Bu nedenle sitenin kapatılması gibi bir yaptırım yerine, öncelikle kapatılma kararına esas olan konu yazı vb unsurların siteden silinmesi yönünde uyarı yapılmasının daha uygun olacağı aşikar.
Nitekim, Ekşi Sözlük ile ilgili kapatma kararı, yine kapatma kararını veren Mahkeme tarafından kaldırıldı. Bu yaşanan süreç içinde hem Ekşi Sözlüğün yayım hakkı engellenmiş oldu hem de prestij kaybına uğraması gibi bir riskle karşı karşıya geldi. Bu uygulama bügün Ekşi Sözlüge, yarın belki bizlerin sitelerinin başına gelecek.
Sanal ortamda herkes her istediğini yapsın, kimse kimseye karışmasın gibi bir anlayış nasıl ki kabul edilemez ise aynı şekilde keyfi kapatma eylemlerinin de kabul edilmesi mantık dışı. Tabiki İnternette yapılan yayınlar hakkında da Yasal düzenlemeler yapılmalı toplumsal / kişisel hak ve özgürlükler gözetilmeli, telif hakları, lisans vb konularda düzenlemeler yapılmalı ancak bu yasalardaki yaptırımların daha çağdaş ve sansürcü bir anlayıştan uzak olmaları gerekir.
Kanunlara saygılı ve toplumsal sorumluluklarının bilincinde olan yasal sitelerin kapatılmaması ve daha çağdaş yaptırımlar uygulanması dileğiyle .
NASLINAME...........
Mekanım, Ankara, Mesleğim: Ekonomi ve NT Yöneticiliği, İlgi Alanlarım; söylemek zor, maymun iştahlı diyelim yani herşeyden biraz. Amacım başta dünyayı gezmek, biliyorum bir gün iyi para kazanacak bir işim olacak, paraya para demeyeceğim, beklentim ise kısaca, dokunmayın hayatıma....