BEN YAPTIM OLDU

  • 18/12/2008 - 2009 Yılında Sizleri Neler Bekliyor - Burçlar
  • Kategori: Ozgur Pano

    2009 Yılında Burcunuz ve Sizi Neler Bekliyor ..

    İster inanın ister inanmayın yada benim gibi yapın işi şeylere inanın kötüler içinde amannnn burçlar işte deyip geçin Gözler

    Herşey gönlünüzce olsun...!

     KOÇ

    Sevgili Koç, bu sene bol seyahat edebilirsiniz. Aşk hayatınız geçen yıllara kıyasla sönük geçse de, iş hayatı bunun tam tersi nitelikte olabilir. Büyük kazançlar ve başarılar bu yıl peşinizi bırakmayacak. Bu konuyla ilgili en verimli ve şanslı aylar ilkbahar ayları.


    BOĞA

    Eski güzel günlerinizin geri gelmesi sizi memnun edecek. Bu yıl vereceğiniz kararlar, önümüzde ki 5-10 yıla damgasını vuracak. Ve en güzel tarafı bunların çoğu güzel şeyler olacak. Bu yıl büyük bir aşk kapınızda! İş hayatınızda büyük değişiklikler olacak ama hepsi de sizin için olumlu değişiklikler olabilir. Yıl eğlence ve sosyal aktivitelerle geçecek.


    İKİZLER

    Sevgili İkizler hayal kırıklıklarına hazır olun. Bu yıl her ne kadar koşuştursanız da somut bir getiri elde edemeyebilirsiniz lakin bu sizi yıldırmamalı; çünkü 2009 yılı sizin için son 10 yılın en güzel zamanına işaret ediyor. Bu yılın aralık ayından itibaren de bu etkiyi hissetmeye başlayacaksınız. 2009 de fazla savaşmadan sinirlerinize hakim olarak beklentilerinizi aşağıda tutmalısınız. Ağustos da aşk da, Eylül de iş de yeni ve güzel gelişmeler var!


    YENGEÇ

    Bu yıl yılın en şanslı burcu sizsiniz Sevgili Yengeç, burcunuza giren Jüpiter size iş, aşk ve sağlık alanında mucizeler vaade diyor. Evrenin size sunduğu bu fırsatlarla dolu bir yıllık zamanı en iyi şekilde değerlendirin, çünkü bu durum bir daha 10 yıl sonra karşınıza çıkacak. Aşk da ummadığınız sürprizler ve kaçınılmaz değişiklikler yaşayabilirsiniz; özellikle Eylül ve Ekim tutku dolu görünüyor.


    ASLAN

    Kariyerinizde ki başarılarınız sizi oldukça güçlü bir konuma getiriyor. Bu yıl mücadele etmekle geçecek bir yıl olacak. Riskli harcamalar yapmaktan kaçınılmalı. Ancak Şubat ve Mart aylarında ortaya çıkacak yeni bir proje hayatınızın seyrini değiştirebilir. Asıl kazançlar ise sonbahar ve 2009'un ilk aylarında gelecek. Bu yıl kendinizi gergin hissettiğiniz dönemlerde sakin olup sinirinizi etrafa kesinlikle yansıtmamalısınız, riskli davranışları tolere edebilen bir yıl değil! Aşk hayatınıza gelince harika denemez ama kötü de değil.


    BAŞAK

    Bu yıl içinde bulunduğunuz ilişkiyi sorguladığınız bir yıl olacak. Ancak Haziran ayında ortaya çıkacak, tutku dolu yeni biriyle yaşayacağınız gizli aşkın kısa sürmesi sonucu, asıl ilişkinizin ve partnerinizin değerini daha iyi anlayacaksınız. İş hayatınız ilk iki ay hariç, son iki yılla kıyaslanırsa daha sönük geçecek ama 2009, hayatınızın en güzel yıllarından birisi olmaya aday!


    TERAZİ

    İş ve aşk hayatınızın çok önemli bir noktasında bulunuyorsunuz. Hiç kuşkusuz çok çalışmanız ve mücadele etmeniz gereken bir yılı tamamladınız. Ancak hiç üzülmeyin! Bu etki geçtiğinde tüm çalışmalarınızın birbirinden lezzetli meyvelerini topluyor olacaksınız. Ev sahibi olma isteğiniz de bu yıl artıyor. İşin en güzel tarafı, 2009 bu düşünüzü gerçekleştirecek konumda olabilecek. Özel hayatınızda ki insanla ciddi bir ilişki düşünüyorsanız Ağustos ayı girişimde bulunmak için en güzel ay olacak.


    AKREP

    Uzun zaman sonunda gelen yıl, sizin yılınız olacak. Jüpiterin uyumlu burcunuz Yay da bulunması iş hayatınıza mükemmel bir harita çiziyor. Aşk hayatınız son beş yılın en güzel aylarını yaşayacak. Kilo almaya müsait bir yıl, yediklerinize dikkat etmelisiniz. Mart ayında iş hayatınızda meydana gelen bir değişiklik ya da ilerleme önümüzde ki beş yılda da etkisini gösterecek.


    YAY

    Bu yıl her ne kadar dışarıdan destek alacak olsanız da, siz daha fazlasını beklediğiniz için elinizdekilerle yetinemeyeceksiniz. Ama asıl kazancınız 2009'da açıkçası. Aşk hayatınız oldukça renkli geçecek. Bu yıl iki farklı ilişki yaşayabilirsiniz ya da mevcut ilişkinizde değişik iki durum oluşabilir. Sonbaharda ise bir iş değişikliği yapabilirsiniz.


    OĞLAK

    Sevgili Oğlak, Zor bir yıla hazır olmalısınız. Harcadığınız her kuruşu Oğlak burcuna ters olsa da iki kere düşünüp hesaplayarak hareket etmelisiniz. Yılın ikinci yarısında hayatta hiç hissetmediğiniz duyguları yaşayabilir hayatınızın aşkını bulabilirsiniz. Bu yıl şanslarınızı iyi kullanabilmek için maddi riskler almamaya çalışın. Ancak, işinizi büyütmek veya ünvan sahibi olmak istiyorsanız Mart ayında ki tutulmanın neden olacağı değişiklikleri bekleyin! Aralık rahat geçecek.


    KOVA

    Zor geçen yıllardan sonra, bu yıl rekabet devam etse de başarılı sonuçlar ve büyük kazançlar sizi bekliyor. Geçtiğimiz yıl başlayan ilişkiniz bu yıl kalıcılık kazanabilir. Sosyal hayat ve yeni çevreler bu yıla damgasını vuracak. Yeni bir ev almak istiyorsanız ya da evinizi satmak istiyor ve bir türlü satamıyorsanız, bu isteğiniz bu yıl gerçek olabilir.


    BALIK

    Bu yıl, yeni bilgiler edinme, eğitim alma ve yabancı ülkelere gitme arzunuz artacak. Çevrenizi genişletme imkanı bulacaksınız. Kendinizle barışık olduğunuz bu yıl da yaşanabilecek en büyük talihsizlik, bir türlü karar verememeniz ve belirsiz ortamlardan kurtulamamanızdan kaynaklanabilir! Aşk da çok şanslı görünmüyorsunuz ama bu şanssız olduğunuz anlamına da gelmiyor. Sadece renksiz ama dolu bir yıl olacak.

     


      NASLI



    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 14/2/2007 - Sadece Sevgi
  • Kategori: Ozgur Pano

    YAŞAM BOYUNCA GÜNLERİNİZ HEP SEVGİ İLE DOLU OLSUN.

     

      

    Tüm Dostlara Kucak Dolusu Sevgilerimi Yolluyorum.

     

    Aslı

     

    Sevgili Can Dündar' rın blogunda sevgi ve yanlızlar için  yazdığıyı makaleden bazı alıntılar ekledim. Tamamını  burdan okuyabilirsiniz.

     

    Her sokak, her vitrin, her mesken, böyle koskocaman, kıpkırmızı, kanlı canlı, yusyuvarlak kalplerle doluyken kaburgalarının arasında boş ya da kırık bir kalple dolaşmak ne can yakıcıdır bilirim.
    Bir dönem gurbette o Sevgililer Günü yalnızlığını bizzat tecrübe ettim.
    Okyanusun ortasında susuzluk çekmek gibi bir şeydi.
    Parkta tahtaravallinin karşı kefesini dolduracak arkadaş bekleyen bir çocuk hüznü...
    Öksüzlere özgü bir Anneler Günü...

    Kimi fazla sevgiye sarıp nefessiz koymuştur aşkını, kimi sevgisiz bırakıp boğmuştur.
    Kimi busesine kuşkunun zehrini katmış, kimi ilgisizliğin kodesine atmıştır.
    Kıskançlığın ateşiyle bilenen hançer, sahibi ne kadar çok sevdiyse o kadar derine saplanmıştır.
    Doyamadan ayrılanların damağında buruk bir ıstırap tadı kalmıştır.

     

    Ey sadık üyeleri Kırık Kalpler Kulübü'nün!
    Sevgilisi olmayanlar,
    Sevgilisinden ayrılanlar,
    Sevgilisi uzakta olanlar,
    Hiç ilişkiye girmemiş ya da her gömdüğü ilişkiyle bir parça eksilmiş, her yitik sevdalının ardından acı çekmiş üvey evlatları Sevgililer Günü'nün...
    BU gece tek kişilik sofranıza çift kadeh koyun...
    İzleyin canlı yayında potansiyel katillerin buselerini...
    Siz içtikçe canlansın o güzelim anılar...
    Unutmayın ki, yalnızlığın da kahredici bir tadı var....

     

      NASLI

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 31/1/2007 - Küçük Şeyler Deyip Geçmemek.
  • Kategori: Ozgur Pano

    Hafta sonu Pazar günleri TRT -1 de yayınlanan Küçük Şeyer adlı programı izleyenler var mı aranızda bilmiyorum.? Ben genellikle programı kaçırmamaya çalışıyorum. Prof. Dr. Üstün Dökmen tarafından sunulan yaşamımızda genellikle önemsemediğimiz küçücük şeylerin ne kadar önemli olabileceğini, yaşamlarımızı daha güzelleştirmek adına minik skeçlerle, Üstün Hocanın hoş anlatımı ve seyirciyi programa katarak yaptığı ufak oyunlarla izleyen kişiye hayatı sevgi ve hoşgörü ile görmenin yollarının anlatıldığı keyifli bir program. İlk duyduğumda acaba neden programın adı Küçük Şeyler diye düşünmüştüm. Sonra Üstün Hocanın şu sözü her şeyi anlattı.

     

    - Bazen küçük şeyler hayatı büyük kılar.

     

    Küçücük şeyler, bazen bir söz, bir tebessüm, bir pembe yalan, birkaç kuruş para gibi ufak şeyler karşımızdaki insanlar için çok önemli olabiliyor. Hatta yaşamlarımızı değiştirebiliyor, hayatımızı daha güzel kılabiliyor.

     

    Küçük şeyler deyip geçmemek lazım, o küçük şeyler bir Ulusun ekonomisinde bile belirleyici olabiliyor.

     

    Küçük şeylere hakkında,  yaşamımız boyunca, küçük detayların bazen ne kadar büyük sonuçları olabileceğine dair bir çok şey okumuş veya dinlemişizdir. Küçük şeylerle  ilgili okuduklarımdan aklımda kalan  ilginç anekdotlardan birisi de,  Stockholme giden birsinin anlattıklarıdır.

     

    Bu kişi iş seyahati nedeniyle  Stockholm’ e gitmiş. Gece uçaktan iner inmez bir otele gidip yerleşiyor.  Sabahleyin traş olmak için lavaboya gittiğinde aynanın yanında ilginç bir not görmüş. Lütfen traştan sonra jletinizi çöpe atmayın, yanda bir kutu var oraya bırakın, bir tek jiletle dahi olsa İsveç çelik sanayisine yardımcı olun. Diye yazıyormuş. Çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir. Birçok eşya üzerinde “İsveç çeliğinden yapılmıştır” diye yazar. İşte o ülke kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor ve gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu. Diyor.

     

    İsviçre’ de ise zaman zaman belli periyotlarda radyolarda, televizyonlarda duyurular yapılarak, şu tarihte şu saatte adamlarımız gelecekler. Siz lütfen okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete, kağıt, ambalaj, kutu varsa hatta minik bir ilaç prospektüsünü dahi olsa kapınızın önüne koyunuz. Böylece İsviçre’ nin kalkınmasına yardımcı olun, fazla ağaç ziyanına engel olalım şeklinde kampanyalar yürütülüyor. İşte gelişmişlik budur.

     

    Gelen mailden aklımda kalan bir alıntı,  yazarı kim bilmiyorum. Yazan kişi anlatıyor.

     

    Beş yaşında idim Babaannem rahmetli, pirinç ayıklıyordu. Bir tane yere düştü. Babaannem eğildi aramaya başladı. Sağa bakıyor, sola bakıyor bulmaya çalışıyor. Çocukluk işte, aman babaanne bir pirinç tanesi için bu kadar çaba harcamaya, yorulmaya değer mi? Dedim. Rahmetli birden sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu. Sen oturduğun yerden ahkam kesiyorsun dedi. Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanın göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var biliyormusun? Utancımdan kıpkırmızı olmuştum. Aradan yıllar geçti ve ben hukuk fakültesinde öğrenciyim. Alain’ proposlarını okuyuruz. Birden irkildim ve babaannemi hatırladım.

     

    Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur. Bir iğnenin üretiminde binlerce insanın alın teri, göz nuru , el emeği vardır diyordu.  

     

    Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevazi yaşayan insanlar. Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekamül edememiş, hayatın manasını anlayamamış, zavallı kimselerdir. Böyleleri ile zavallı evini mezat salonuna çevirmiş diye dalga geçerler. Bir insanın gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır. Japon ekonosinin darboğazda olduğu yıllarda iç borçlar, dış borçlar gırtlağı aşmış durumda. Zamanın başbakanı meclisi topluyor ve durumu olanca açıklığı ve karşı karşıya oldukları tehlikeleri anlatarak, şu andan itibaren Allah şahidimdir ki Jayonyanın iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden pirinçten başka bir şey yemeyeceğim. Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim diyerek top yekün bir tasarruf dönemi başlatıyor. Bu kampanya tüm toplumu sarar ve Japonyanın bügünkü hali için yorum yapmaya gerek yok sanırım.

     

    İlkokul okuma kitabımızda yazılan bir yazıyı ise pek çoğumuz okumuşuzdur ve sanırım hatırlarız. Hani şu


    Bir mıh bir nalı kurtarır,

    Bir nal bir atı,

    Bir at bir komutanı,

    Bir komutan bir orduyu,

    Bir ordu bir ülkeyi kurtarır diye anlatılan hayat bilgisi dersi.

     

    Küçük şeylere dikkat etmek, kendimize, yaşadığımız topluma karşı duyarlı olmak o kadar da zor değil aslında Globalleşme sonucu ülkeler ve bireyler arasında zengin fakir ayrımı uçurumunun günden güne artması, küresel ısınma ve ekolojik dengenin bozulması, kendimize ve toplumumuza yabancılaşma, sanayileşme ve teknolojik

    gelişmeler sonucu yüz yüze iletişimin git gide azalması ve kalabalıklar içinde yalnızlar ordusu şeklinde yaşamamız, suç oranlarındaki artış gibi birçok olumsuzluk aslında KÜÇÜK ŞEYLERE duyarlı olarak çözümlenebilir.

     

    Miktarına bakmadan paylaşmayı bilmek, küçük de olsa tebessüm ve sevgi ile karşımızdakine bakabilmek, küçücük bir an için empati yapabilmek, yanı başımızda işlenen suçu görmemezlikten gelmeyip mağdurun yanında olabilmek, tüketirken üretenin emeğini göz ardı etmemek, kısaca önce kendimize, sonra yaşamı paylaştığımız değerlere karşı, saygılı ve erdemli bir duruş sahibi olabilmek çokta zor değil aslında.

     

    Yeter ki  büyük sorunların zaman zaman KÜÇÜK ŞEYLERLE de çözümlenebileceğine yürekten inanalım.

      NASLI

    Yorum ( 3 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 11/1/2007 - Asıl Mesele Kancayı Çöp Kutusuna Takmak
  • Kategori: Ozgur Pano

     

     

    Dünyada her yıl 9 Şubat Sigarayı Bırakma Günü olarak çeşitli etkinlikler ve kampanyalarla sigaranın bırakılmasını teşvik amacıyla kutlanıyor. Gerçi kendi şahsım adına sigarayı bırakmak için öyle özel bir günün belirlenmesinin tiryakiler üzerinde aktif bir etkisi olacağına inanmıyorum. Ancak kampanya ve etkinlikler konuyu gündeme getirmek için etkili olabilir. Bir çok ülkede sağlık bakanlıkları kanalıyla ülke yönetimlerince de desteklenen kampanyalar yapılıyor. Bizde de  geçmiş yıllarda Sağlık Bakanlığınca para ödülü, tatil vs türünden minik ödüller konulmuş, bilboardlar, broşürlerle sigaranın bırakılması yönünde teşvik çalışmaları yapılmıştı. Yukarıda izleyeceğiniz video görüntüsü de sigaranın insanı nasıl bağımlı hale getirdiğini anlatan, bir kez kancaya takıldınız mı,  kurtulmanın çok zor olduğuna  dikkat çekmek için 2007 yılında yapılacak kampanyada kullanılmak üzere  İngiliz Sağlık Bakanlığınca hazırlatılmış .

    Ben kimseye aman sigarayı bırakın, tu kaka falan demeyeceğim. Çünkü bunun kişinin kendi kararı olmadıkça hiçbir yararının olduğuna inanmıyorum. Uzun süre içtikten sonra sigarayı öyle birden bire bırakmak her babayiğidin altından kalkacağı bir iş değil. Bunu en iyi tiryakiler bilir.

    Birde ben =)

    Uzun süre  sigara içtim, hem de tüm zararlarını bilmeme rağmen. Çevremdeki arkadaşların aman ya Aslı bırak şu lanet sigarayı dediklerinde, ya lanet biliyorum ama napayım seviyorum ben bu mereti içmeyi diyerek geçiştiriyordum. Fazla ısrarcı olanlara bazen içimden bazen de alenen kızıp , size ne  bunca yıllık dostluğumuz var geçinip gidiyoruz işte falan türünden espiri, utanma, kızgınlık benzeri duygularla durumu kurtardım. Kendi kendime de ya ben bu sigarayı hayatta bırakamam, elimi koluma ne yapacağım, bırakırsam kilo alırmışım, şimdi şu balığın şarabın yanında sigara olmadan olur mu? diye iç hesaplaşmalar yapıyor mazeretler buluyor ama hep sonuçta da kendi zayıflığıma ve iradesizliğime hayıflanarak sigarayla birlikteliğimizi sürdürüp gidiyordum.

     Taa..! ki ,   canım Ablamın sigaranın neden olduğu  solunum yetmezliği hastalığına yenildiğini görene kadar. Bir dost, arkadaş insanı bu kadar şerefsizce   arkadan  vurmaz dedim. Ablamın hastane günleri boyunca çektiklerini, elimizden hiçbir şeyin gelmediğini gördükçe sigaraya nefretim daha da arttı. Evde ben, abim, yengem, yiğenim kısaca hepimiz sigara içiyorduk ve ablamın başına gelenlerden sonra sigarayı bırakma konusunda ortak karar aldık. 

    İlk iki gün, sersemlik ve baktığım her şeyde, konuştuğum herkesin yüzünde sigara gördüm. Sonraki iki, üç gün mutsuz, depresif, sinirli ve sersem gibiydim. Bir hafta sonra daha az düşünmeye, duruma alışmaya başladım. Gerçi yemeklerden sonra  sigara içmeyince kendimi nasıl hissettiğimi buraya yazsam ayıp olur. =)

    Ve büyük gün gelip çattı,  sigarayı bıraktığımın 18. günü arkadaşlarla yemeğe gittik. Hani şu sözünü ettiğim müzik, balık, şarap  kombinasyonlu yemeklerden birine. Dayanamadım ve bir taneden bişe olmaz deyip yaktım. İlginçtir bunca yıl içtiğim sigara 18 günlük ayrılıktan sonra bana berbattttt geldi. Baş dönmesi abartmıyorum mide bulantısı yaptı. Şimdi aklından  şaraptandır şaraptan  diye geçirenler olabilir =) ama kesinlikle söylüyorum şarap  ile hiç alakası yok. Yarısında söndürdüm . Sigarayı bıraktığım günden bu güne kadar yaklaşık altı ay oldu.  Haa unutmadan söyleyeyim, sigarayı bırakmaya karar verdiğim gün 54 kilo  idim, dün tartıldım 55 kiloyum.

    Bunlar yaşadıklarımdı. Peki bırakınca başka olumlu yönde neler değişti derseniz. Daha önce maksimum 12. tur  yürüme ve hafif koşu yaptığım, sonunda dilim bir karış dışarıda kendimi sandalyeye attığım aynı pistte şimdi 22 tur koşuyorum ve daha az yorgun oluyorum. Sigara içme yasağı olan kapalı alanları terk etme, bir iki saat sigarasız gezmelerden sonra kendimi sigara içilecek bir yere atma telaşım kalmadı. Daha rahat dans ediyorum. İçtiğim sigarayı söndürdükten sonra hissettiğim vicdan azabı, suçluluk duygusundan eser kalmadı. Kendimi daha sağlıklı, cildimi daha güzel buluyorum. Yediklerimin tadı ve kokusu çok daha hoş geliyor. Kaba bir hesap yaptım sigara için altı ayda  harcayacağım  para yaklaşık 540 YTL civarında. İki gün önce o paraya biraz takviye yapıp  çok güzel yeni bir cep telefonu aldım. Sefammm olsun..! bu telefonu öncekinden daha keyifle kullanacağım kesin.  

    Evet benim sigara maceram şimdilik bu kadar. Ev ahalisine gelince ben ve yiğenim bırakmaya çalışıyoruz, ancak ağabeyimle yengem üçüncü günün sonunda pes ettiler. Sigarayı bırakmaya çalışıyoruz lafını özellikle kullandım çünkü denilene göre en az iki yıl geçmeden bıraktım dememek lazımmış. Uzun yıllar sigaradan uzak kalmak umuduyla.  

      NASLI

     

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 29/12/2006 - Mutlu Yıllar
  • Kategori: Ozgur Pano

     

    Hoşgeldin 2007

     

    Acılarıyla, sevinçleriyle koca bir yılı geride bıraktık. Bugün havayı soluyabiliyorsak, çevremizdeki güzellikleri görebiliyor, canımızı yakan olayları hissedebilecek kadar duyarlı isek ne mutlu bizlere. Herşeyin başında sağlık geliyor. Bu yüzden önce sağlıklı olduğumuz için  şükür edelim, gerisi nasılsa gelecektir.

     

    Tüm dostlarımın Kurban Bayramını kutluyor, sağlık sıhhat dolu, herşeyin gönlünüzce olacağı bir yıl geçirmenizi diliyorum.

     

    Sevgileriniz ve Sevenleriniz Hiç Bitmesin.

     

    Aslı

     

      NASLI

    Yorum ( 4 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 16/9/2006 - Tatil Bitti Dönüş Süper :)
  • Kategori: Ozgur Pano

    Evet maalesef bütün yaz boyu dört gözle  beklediğim tatil bitti. Çok fazla dinlendiğimi söyleyemem ancak, çok eğlendim, enerji depoladım. Farklı aktivitelere katılma imkanım oldu, arkadaşlarımın çocuklarını eğlendirme bahanesiyle çocukluğuma döndüm. Uzun zamandır görüşemediğim arkadaşlarımla görüştüm. Onların dostları benim yeni dostlarım oldu. Kısacası bomba gibi süper bir tatil oldu.

    Golf’ le tanıştım. Golf OYNADIM .

     

    Tamam yalan yok işin doğrusu oynamaya çalıştım. Her ne kadar bana, kedilik görevi düştüyse de . Golfçülerin deyimi ile Caddie diyorlar , oyuncuya oyun kuralları çerçevesinde yardımcı olan club dedikleri golf sopalarını taşıyan  kişiler için söylenen bir terimmiş, Ama ben onlara kedi diyorum  yaptıkları işte kısaca ayak işlerini yapmaktan ibaret. En azından bana öyle yaptırdılar.  Tabi vuruşta yaptım, gerçekten zor bir spor ve çalışma, deneyim şart, öyle tv izlediğinizde aman ya ne varki bunda minicik topu deliğe en az vuruşla sokmaktan ibaret gözüyle bakıyorsanız yanılıyorsunuz.

    Tee dedikleri 2,3 cm lik bir cubuk üzerine konulan minicik bir top var, şöyle bir bakıyorsun ve içinden diyorsun ki aman kolay be şuna vurmakta ne var ki, amaaaa öyle değil işte, swing denen bir teknikle atış yapılıyor yok kolunu bilmem kaç derece kaldır, şu kadar eğimle dairesel hareket et falan derken sen o pozisyonları doğru yapayım telaşıyla dikkatini duruşuna veriyor ve  bütün hızınla vuruyorsun ama top yerinde kalıyor. İnanamazsınız ben o minicik topu fırlata bilmek için yedi sekiz defa atış yaptım, yerden bir kilo çim söküldü geldi, top yerinden dirhem oynamadı. Arkanda bir tabur insan kahkaha kıyamet gülerken sen ter içinde çabalıyor ve minicik topun sana kafa tutmasına göz yummak zorunda kalıyorsun. O nedenle sakin bir ortamda bu denemeleri yapmanızda fayda var. Baktım olmuyor bildiğimiz standart bir sopa vuruşu ile topu fırlattım.  Keyifli bir deneyim oldu benim için, en azından artık tv falan izlerken bu işin o kadarda kolay olmadığını bilerek izleyeceğim.

    Tatil süresince epeyi yer gezdim, çok balık yedimmmmmm çok. Yeni mekanlar gördüm, bütün bunları zaman zaman yazıp sizlerle de paylaşacağım. Hatta bu balık evlerinden birisine de web sitesi yapacağım, süper bir yer. Site tasarımı bitince gördüğünüzde sizlerin de düşünceme katılacağınıza eminim. Tatil bitti artık evdeyim. Her şeye rağmen insanın kendi evi gibi yok, sekiz on günden sonra, evini özlemeye başlıyorsun.

    Pazartesi günü de işe başlayacağım,  tatil sonrasına bıraktığım bazı işlerimle zınk diye karşılayıp bunalım olmamak için önce üç günlük bir adaptasyon süresi ayırdım kendime. Birikmiş e-postalarımı okudum, yanıtlanacakları yazdım, lanet spamların hepsini temizledim. Site güncellemelerimi bitirdim. İki günlük bir çamaşır makinesı operasyonu ile tatilden gelen kirlileri hallettim, kakılmış modunda evimi temizledim. Her şey tamam. Pazartesiye hazır ve de nazır vaziyetteyim.

    Yeniden evde olmak, sizlerle bunları paylaşabilmek çok güzel.

      NASLI

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 1/9/2006 - Sefam Olsunnn..!
  • Kategori: Ozgur Pano

     

    Ohh.. Sefam Olsun…!

     

    Nihayet bugün yıllık iznimi aldım ve tatil başlıyor. Her yıl Mayıs ayında tatil seferlerimin ilkine başlayan ben bu sene iş değişikliği nedeniyle ancak Eylül ayında iznimi alabildim ve nihayet,

    Şafak 1…!

    yarın sabah itibariyle’ de zorunluluklardan, özgürlük dolu iki haftaya firar.

     

    Bu yaz ben tatil yapamadığım için Ankara’ nın  inadına deli sıcakları, çılgın bir iş yoğunluğu ve koşturmaca, mecburi aile ziyaretleri, dostların bitmek bilmez  nişan, düğün vs merasimleri...

     

    Allahımmmm şükürler olsun 15 gün boyunca hepsinden uzakta inşallah süper bir tatil geçireceğim.

     

    30-40 kişilik bir arkadaş grubuyla bir haftalık Antalya’ da tatil, daha sonra bir haftada Kemer’ de balık sohbetleri, balıkçı kulübesi, tekne turu, kral yolu istikametinde iki gün jip safari..

     

    Hayır sizi çatlatmak için yazdığımı sanmayın demiyorum, çünküüüü,  amacım okuyanları çatlatmak. İnanın bunca zamandır dört gözle bugünü bekliyordum, eh artık bu kadarını da hak ettim sanırım.  

     

    Valla billa  bütün yaz boyunca çatır çatır çatladım. Şimdi sıra sizde yani tatil macerasına nokta koyan ve özellikle bana tatil yörelerinden canlı yayın yapan emek düşmanı  vicdansız arkadaşlarım  :P bu yazı size hitap olunur .

     

    Ohhh sefam olsunnnnn

     

    Kendinize iyi bakın lütfen, sevgili blogum sizlere emanet, dönüşte görüşmek dileğimle

     

    Sevgilerimle

     

    TATİL DELİSİ

      NASLI

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 16/8/2006 - Güzel Kokmak Uğruna O Kaşıntı Çekilmez..
  • Kategori: Ozgur Pano

    Bu bilgileri mynet' te okudum ve benimde başımdaki bir dert olduğu için sizlerle de paylaşmak istedim. Geçen yıl yazın iki ay süreyle alerji ile başım belaya girmişti. Birsürü maddenin baskın allerjen olup olmadığını anlamak amacıyla  kontrol yapıldı  ve sonuçta allerjimin sebebinin parfüm  olabileceği söylendi.

     

    Bende yaz günü terliyoruz diye deli gibi deodorant kullanıyordum. Bir süre ara verdim. Gerçekten de allerji sorunumdan kurtuldum. Şimdi test ederek aldığım belirli deodorant ve parfümlerin dışında hiçbirini kullanmıyorum.

     

    Aşağıdaki haberde bu konuyla ilgili, berbat birşey allerji, allerjen madde bulunmaz ise yıllarca sürebiliyormuş,  ciltte islik benzeri döküntülerin yanı sıra en berbatı da kaşıntı yapması. Parfümünüzün size allerji yapıp yapmayacağını anlamak için direkt cilde sürmeden önce bir pamuk parçasına biraz döküp onu avuç içinizde 2-3 dakika sıkın. Kırmızılık ve yanma yoksa alın. Bana önerilen buydu ve gerçekten de yararını gördüm.

    Herkeze saglıklı günler

     

    Güzel kokmak için kullanılan parfümlerin kullanımına dikkat edilmesi, özellikle içeriğinde ne olduğu bilinmeyen parfümlerin kullanılmaması istendi.

    Celal Bayar Üniversitesi (CBÜ) Dermatoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serap Öztürkcan, parfümlerin alerji ve tahrişe neden olabildiğini belirterek, ''Kullandığınız parfümün içeriğine dikkat edin. Dermatolojik olarak test edilmemiş parfümleri kullanmayın'' dedi.

    Parfümlerin içindeki bergamot ve alkol oranının çok önemli olduğuna dikkati çeken Öztürkcan, bergamotun güneşe duyarlılığı artırıp leke ve alerjiye neden olduğunu, yüzdesi fazla alkol kullanılmasının da cildi tahriş edeceğini söyledi.

    Parfümün vücudun doğrudan güneş gören bölgelerine sıkılmaması gerektiğini belirten Öztürkcan, ''Parfüm bileklere ve kulak arkasına sıkılmalı. Ağız, göz ve burun bölgesine yakın yerlere kesinlikle sıkılmamalıdır. Parfüm sıkarken solunulmamalıdır'' diye konuştu. Parfüm diye nitelendirilen sıvıların gerçekten parfüm olup
    olmadıklarına ve laboratuvarda üretilip üretilmediğinin önemli olduğunu ifade eden Öztürkcan, şu bilgileri verdi:

    ''Parfümler deride çeşitli reaksiyonlara neden olabilir. O yüzden vücudun her yerine sıkılmamalı. Parfümünüzün nerede üretildiğine, laboratuvarda üretilip üretilmediğine, içeriğine dikkat edin. Cilde sıkılan şeyler deri tarafından emiliyor, vücuda sıkılan ve içinde zehirli maddeler bulunan parfümün emilmesi toksik etkilere neden
    olabilir.''

      NASLI

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 24/6/2006 - Teknolojinin Patolojik Etkisi, Benmerkezcilik ...!
  • Kategori: Ozgur Pano

    Ben genel olarak bloguma başkalarının yazılarını kopyalamayı sevmiyorum ve bunuda birkaç defa belirttim ancak bazen öyle yazılara rastlıyorki insan paylaşmamaya gönlü razı olmuyor, yazılanlara katılıyorsa veya etkilenmişse ne kadar çok kişi okursa o kadar iyi düşüncesinden hareketle paylaşma ihtiyacı duyuyor. İşte bende böyle bir yazıyı kigem sitesinde buldum ve bloga eklemeden edemedim.

    Teknolojinin insan yaşamına etkisini ve benmerkezciliği anlatan çok güzel bir yazı sayın Cüneyt Ülsever tarafından yazılmış.

    -----

    Vefekar, cefakar, dışa dönük insanlardan vazgeçtim, artık egoist bir insan bulmak dahi giderek zorlaşıyor.

    Kendim de dahil olmak üzere insanların fena halde ‘ben merkezli insan’ olmaya başladığını müşahade ediyorum.Hepimiz giderek sadece kendimizin ‘var olduğunu’ düşünüyoruz!

    Neden? Zira, teknolojideki baş döndüren atılım aramızdaki ‘iletişimi’ nerede ise tamamen yok ediyor, nerede ise başkalarının ‘var olduğunu’ unutuyoruz da ondan!

    Aşkta da, sevgide de, yatakta da, yemekte de, dertleşirken de sadece kendimizin var olduğunu, diğerinin sadece ihtiyacımızı gidermek için orada bulunduğunu düşünmeye başladık.’

    Ben merkezli insanlar sadece kendilerinin var olduğunu düşünen insanlardır. Egoist insanlar da sadece kendi çıkarlarını düşünürler ama onlar bunu bilinçli yaptıkları için başkalarının varlığının da farkındadırlar. Ben merkezli insanlar başkalarının var olduğunun bilincinde dahi değildirler. Onlar açısından başkaları ancak kendilerinin çıkarlarına hizmet etmek için vardırlar.

    Dünyanın en çirkin insanları ben merkezli insanlardır.

    Ancak, onlar son dönemde sayıca artıyorlar ve bu patolojik durum giderek normalleşiyor.

    Anomali normalleşiyor!

    Neden?

    Teknoloji insanları zıvanadan çıkarıyor da ondan!

    Teknoloji, hayatı inanılmaz boyutta kolaylaştırıyor, yaşamı hem uzatıyor, hem de yaşamın maddi kalitesini artırıyor.

    Ancak, aynı teknoloji insanı tamamen kendine döndürüyor, sadece kendini düşünür hale getiriyor, paylaşımı parçalıyor, değil paylaşmak dertleşmeyi bile berhava ediyor.

    * Teknolojinin hedefi insanı kendi kendine yeter hale getirmek. Ancak, bu hedefe başarı ile ilerlerken hem et-kemik olarak, yüz yüze, el ele, yanak yanağa, ruh ruha iletişim yok oluyor, hem teknoloji insanın duygu alanını paramparça ediyor, hem de insanı sadece kendini düşünür hale getiriyor.

    İletişim gerektiğinde; teknoloji bunu anında temin ediyor, hatta dünyanın öbür ucundaki dostunuzla bakışarak-konuşarak iletişim kurmanızı, hatta sanal ortamda sevişmenizi dahi temin ediyor.

    Ama iletişimin kolaylaşması bir o kadar da et-kemik olarak, yüz yüze, el ele, yanak yanağa, ten tene; ağlaşarak, bağrışarak, kahkahalarla, çığlıklarla yaşanan, ‘insanı insan yapan’ iletişimi yok ediyor.

    Giderek ‘diğerleri’ni gereksiz, lüzumsuz bulmaya başlıyoruz.

    Onları, ama sevişirken ama dövüşürken, sadece kendi ihtiyaçlarımızı temin etmekle görevlendirilmiş memurlar olarak görüyoruz.

    Teknolojinin dayattığı ‘kolay yaşam’ hepimizi bir maraza doğru sürüklüyor:

    Ben merkezlilik!

    Birbirinden kopuk, diğerini sadece kendi ihtiyacı için kabul eden insanlar dünyasında rekabet husumete de dönüşüyor.

    Başkasının sahip olduğuna kendisi de sahip olmak için çırpınan, başkasının elinden sevgilisini aldığı için övünen, sevgili seçiminde sadece maddi çıkarını ön plana alan, başkalarının dikkatini çekme yarışını eğlence sanan, beğenmemeyi entellektüel eylem addeden, nerede kiminle görüldüğünün hesabını tutan insanların birbirleri ile bir şeyler paylaştığını söylemek abes kaçar.

    Ben merkezli insanlar dünyasında paylaştıkça çoğalan huzur, mutluluk, pozitif enerji gibi kavramlara rastlamak imkansızdır.

    21. yüzyıl kendine yeten ama giderek kendi merkezindeki kozanın içinde yapayalnız kalan, bunun için de bir hayatı ağzındaki pas tadı ile yaşayan insanlar üretiyor.

    Kalabalıklar ortasında yalnızlar güruhu her geçen gün büyüyor.

    Aman dikkat!


     

      NASLI

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 20/6/2006 - Ey Ulu Şanssss ..! Bekleniyorsun..!
  • Kategori: Ozgur Pano

                           

          İşe Gidiş                         Keyif Zamanı

     

    İşyerimde bazı görev değişiklikleri oldu, bu hem yeni işime adapte olabilmem için daha fazla çalışma hem de yeni bir ortam, yeni iş arkadaşları demek,  uyumlu, uzlaşmacı ve keyifli  bir çalışma ortamı yaratabilmek için ise daha fazla gözlem, hoşgörü göstermek demek.

     

    Yeni işim bana farklı bilgiler ve deneyimler kazandırırken halkla ilişkiler konusunda yeni diyalog yolları geliştirmeme de katkı sağlıyor.

     

    Tüm bunlar işin olumlu yönleri, olumsuz tarafına gelince eski odamı, arkadaşlarımı ve takipli işlerimi özlüyorum. Keyifli bir aile ortamı gibi olan eski işyerimden buraya gelince sudan çıkmış balık misali şaşkınım. Başarılı olabilmek adına  fazla performans  göstermem gerekiyor. Kendime, dostlarıma ve rutiyel uğraşılarıma  ayıracak zaman bulamıyorum. Buda beni rahatsız ediyor. Bloguma da epeyi zamandır yazı yazmaya fırsatım olmuyor yada fırsat bulduğumda da kafam kazan gibi, yazı yazma keyfim yok diyor ve yazamıyorum.

     

    Devlet işi bir garip alem, birsürü çalışan insan var,  ben öğlen yemeğine bile çıkmaya fırsat bulamazken bir başka arkadaş işsizlikten şikayet ediyor. Bu ne yaman çelişki anlamak mümkün değil. Saçma sapan bir iş akış planlaması, atıl ve işe göre adam bulma, ayarlama mantığı, her dairede üç beş eşek misali çalışan, ( ki bunlardan en kralı benim  ) gerisi bunların sırtında dolaşan, avare takımı elemanlar. Ancak,  ortak payda aynı ücret politikası, bencilce iş yapmam,  performans falan takılmam böyle şeylere ancak iznimi, kaytarmayı, arazi olmayı severim mantığı.

     

    Bu konuda çok doluyum valla, yazacak bir sürü şey var. Bu konular da kısa kısa bloguma yazacağım. Belki bir şeyler değişir birileri kendilerin sorgularlar felan gibi ulvi toplumsal amaçlarım veya bu yönde bir kaygım ise asla yok. Tek amacım içimi döküp rahatlamak. Son olarak  Şanssss beyimize bir iki çift lafım var.

     

    ŞANS denen şeye DUYURU…!

     

    Sevgili Şanssssss,

    Bize de buyur gel artık, bak başımın üstünde yerin var. Sen gel izzeti ikramı merak etme…

     

    ŞANS denen şeye YALVARMA …!

     

    Sevgili Şanssssss,

    Offfff gel artık gelde nasıl olursa olsun,  loto, piyango herneyse kabulüm valla.  Ben avarelik yapmak,  yaşamak için çalışmak zorunda olmayacağım bir  gelir ile elense hiç değilse bir iki sene keyif yapmak ve çalışmamak istiyorum…. Yoruldum, …..!  Lütfennnn ..!

      NASLI

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Ben Kimmiyim..?

    NASLINAME........... Mekanım, Ankara, Mesleğim: Ekonomi ve NT Yöneticiliği, İlgi Alanlarım; söylemek zor, maymun iştahlı diyelim yani herşeyden biraz. Amacım başta dünyayı gezmek, biliyorum bir gün iyi para kazanacak bir işim olacak, paraya para demeyeceğim, beklentim ise kısaca, dokunmayın hayatıma....

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Eski Yazılar
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS
  • BYG
  • <%LinkTitle%>

    Arkadaşlarım

  • kardelenn
  • guncelhaber
  • frambuazcafe
  • acelyaxxx
  • KATEGORİLER:

    Biraz Ciddiyet 4 Görüntüle |
    Biraz Elestiri 2 Görüntüle |
    Biraz Espiri 5 Görüntüle |
    Biraz Net 3 Görüntüle |
    Ozgur Pano 10 Görüntüle |
    Biraz Tasarim 9 Görüntüle |

    Tıkladıklarım:

    Karya Ambalaj

    Karya Blog

    Altı Üstü Tasarım

    ShowHaber

    Adminin Gözlerinden

    Atilla Ate 'den bir sunu

    YAZI BOYUTUNU SEÇ

    100%
    125%
    150%


    KARYA AMBALAJ

    Ambalajda Doğru Adres

    ÜRÜNLERİ Görmek İçin Tıklayınız

    --- Kağıt Çanta

    --- Plastik Poşet

    --- Karton Kutu

    --- Baskılı Kutu - Oluklu Mukavva Koli

    --- Baskılı Etiket - Kurdela

     

     


    Showhaber - Son Dakika Haberleri
    Sayfa: 1 - Toplam: 3
    | Sonraki Sayfa
     

       

     

     


    eXTReMe Tracker