Hafta sonu Pazar günleri TRT -1 de yayınlanan Küçük Şeyer adlı programı izleyenler var mı aranızda bilmiyorum.? Ben genellikle programı kaçırmamaya çalışıyorum. Prof. Dr. Üstün Dökmen tarafından sunulan yaşamımızda genellikle önemsemediğimiz küçücük şeylerin ne kadar önemli olabileceğini, yaşamlarımızı daha güzelleştirmek adına minik skeçlerle, Üstün Hocanın hoş anlatımı ve seyirciyi programa katarak yaptığı ufak oyunlarla izleyen kişiye hayatı sevgi ve hoşgörü ile görmenin yollarının anlatıldığı keyifli bir program. İlk duyduğumda acaba neden programın adı Küçük Şeyler diye düşünmüştüm. Sonra Üstün Hocanın şu sözü her şeyi anlattı.
- Bazen küçük şeyler hayatı büyük kılar.
Küçücük şeyler, bazen bir söz, bir tebessüm, bir pembe yalan, birkaç kuruş para gibi ufak şeyler karşımızdaki insanlar için çok önemli olabiliyor. Hatta yaşamlarımızı değiştirebiliyor, hayatımızı daha güzel kılabiliyor.
Küçük şeyler deyip geçmemek lazım, o küçük şeyler bir Ulusun ekonomisinde bile belirleyici olabiliyor.
Küçük şeylere hakkında, yaşamımız boyunca, küçük detayların bazen ne kadar büyük sonuçları olabileceğine dair bir çok şey okumuş veya dinlemişizdir. Küçük şeylerle ilgili okuduklarımdan aklımda kalan ilginç anekdotlardan birisi de, Stockholme giden birsinin anlattıklarıdır.
Bu kişi iş seyahati nedeniyle Stockholm’ e gitmiş. Gece uçaktan iner inmez bir otele gidip yerleşiyor. Sabahleyin traş olmak için lavaboya gittiğinde aynanın yanında ilginç bir not görmüş. Lütfen traştan sonra jletinizi çöpe atmayın, yanda bir kutu var oraya bırakın, bir tek jiletle dahi olsa İsveç çelik sanayisine yardımcı olun. Diye yazıyormuş. Çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir. Birçok eşya üzerinde “İsveç çeliğinden yapılmıştır” diye yazar. İşte o ülke kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor ve gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu. Diyor.
İsviçre’ de ise zaman zaman belli periyotlarda radyolarda, televizyonlarda duyurular yapılarak, şu tarihte şu saatte adamlarımız gelecekler. Siz lütfen okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete, kağıt, ambalaj, kutu varsa hatta minik bir ilaç prospektüsünü dahi olsa kapınızın önüne koyunuz. Böylece İsviçre’ nin kalkınmasına yardımcı olun, fazla ağaç ziyanına engel olalım şeklinde kampanyalar yürütülüyor. İşte gelişmişlik budur.
Gelen mailden aklımda kalan bir alıntı, yazarı kim bilmiyorum. Yazan kişi anlatıyor.
Beş yaşında idim Babaannem rahmetli, pirinç ayıklıyordu. Bir tane yere düştü. Babaannem eğildi aramaya başladı. Sağa bakıyor, sola bakıyor bulmaya çalışıyor. Çocukluk işte, aman babaanne bir pirinç tanesi için bu kadar çaba harcamaya, yorulmaya değer mi? Dedim. Rahmetli birden sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu. Sen oturduğun yerden ahkam kesiyorsun dedi. Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanın göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var biliyormusun? Utancımdan kıpkırmızı olmuştum. Aradan yıllar geçti ve ben hukuk fakültesinde öğrenciyim. Alain’ proposlarını okuyuruz. Birden irkildim ve babaannemi hatırladım.
Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur. Bir iğnenin üretiminde binlerce insanın alın teri, göz nuru , el emeği vardır diyordu.
Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevazi yaşayan insanlar. Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekamül edememiş, hayatın manasını anlayamamış, zavallı kimselerdir. Böyleleri ile zavallı evini mezat salonuna çevirmiş diye dalga geçerler. Bir insanın gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır. Japon ekonosinin darboğazda olduğu yıllarda iç borçlar, dış borçlar gırtlağı aşmış durumda. Zamanın başbakanı meclisi topluyor ve durumu olanca açıklığı ve karşı karşıya oldukları tehlikeleri anlatarak, şu andan itibaren Allah şahidimdir ki Jayonyanın iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden pirinçten başka bir şey yemeyeceğim. Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim diyerek top yekün bir tasarruf dönemi başlatıyor. Bu kampanya tüm toplumu sarar ve Japonyanın bügünkü hali için yorum yapmaya gerek yok sanırım.
İlkokul okuma kitabımızda yazılan bir yazıyı ise pek çoğumuz okumuşuzdur ve sanırım hatırlarız. Hani şu
Bir mıh bir nalı kurtarır,
Bir nal bir atı,
Bir at bir komutanı,
Bir komutan bir orduyu,
Bir ordu bir ülkeyi kurtarır diye anlatılan hayat bilgisi dersi.
Küçük şeylere dikkat etmek, kendimize, yaşadığımız topluma karşı duyarlı olmak o kadar da zor değil aslında Globalleşme sonucu ülkeler ve bireyler arasında zengin fakir ayrımı uçurumunun günden güne artması, küresel ısınma ve ekolojik dengenin bozulması, kendimize ve toplumumuza yabancılaşma, sanayileşme ve teknolojik
gelişmeler sonucu yüz yüze iletişimin git gide azalması ve kalabalıklar içinde yalnızlar ordusu şeklinde yaşamamız, suç oranlarındaki artış gibi birçok olumsuzluk aslında KÜÇÜK ŞEYLERE duyarlı olarak çözümlenebilir.
Miktarına bakmadan paylaşmayı bilmek, küçük de olsa tebessüm ve sevgi ile karşımızdakine bakabilmek, küçücük bir an için empati yapabilmek, yanı başımızda işlenen suçu görmemezlikten gelmeyip mağdurun yanında olabilmek, tüketirken üretenin emeğini göz ardı etmemek, kısaca önce kendimize, sonra yaşamı paylaştığımız değerlere karşı, saygılı ve erdemli bir duruş sahibi olabilmek çokta zor değil aslında.
Yeter ki büyük sorunların zaman zaman KÜÇÜK ŞEYLERLE de çözümlenebileceğine yürekten inanalım.
NASLI
|
2007-02-10 19:10:27 - slm
En büyük hediye sevgidir.
Sevdiklerinize sizi seviyorum diyerek onların gönüllerini fethedebilirsiniz.
Saygilarimla.....