Enson okuduğum kitap Mehmet Fuatın "Eleştiri Üstüne" adlı kitabı.Mehmet Fuat kitabında; Eleştirinin bir yazı sanatı olduğunu vurguluyor ancak, bilimsel eleştiri, nesnel eleştiri yolundaki çalışmalarınıda desteklediğini belirtiyor. Kitapta 50 yıllık bir süreç içinde eleştirimizde görülen gelişmeleri çeşitlenmeleri görebiliyorsunuz. Ben kitabı okuyunca eleştirinin gerçekten bir yönteme dayalı olarak yapılması gerektiğini ve yermekle eleştirmek arasındaki naif çizgiyi daha net farkettim. Doğru eleştiri yapabilmenin inceliklerini anlamak açısından okumanızı tavsiye ederim.
Bence hepimiz herşeyi çok iyi bildiğimizi idda ederiz, herşeyi kendi doğrularımıza göre değerlendiririz, çoğu zaman eleştiriyorum kardeşim, eleştiriye açık ol diye bizi eleştirenlere karşı yaptığımızı savunuruz.
Aslında eleştirinin tam bir tanımlamasını yapmak çok zor. Edebi eleştiri, bilimsel eleştiri, etik eleştiri, felsefik eleştiri, toplumsal eleştiri, nesnel eleştiri..... bu şekilde birçok eleştiri tanımlaması var. Eleştirinin araçlarıda bu türlere göre farklılık gösteriyor. Örneğin bilimsel eleştiride, bilimsel kriterlere göre bir uygunluk veya sapma tespiti üzerinden yorumsal yaklaşımla ispata dayalı bir eleştiri anlayışı varken, toplumsal eleştiride coğrafyaya göre kriterler değişiyor. Kişisel eleştiri ise kişinin kendi doğruları veya yanlışlarına göre yaptığı analize dayandığı için kriterleride nesnel oluyor.
Sanıyorum çoğu zaman eleştiri ile yermek arasındaki farkı kaçırıyoruz. Günlük yaşantımızda birilerini, olayları eleştirirken veya yaptıklarımızı savunurken, söze "....benim görüşüme göre .... " diye başladığımız anda bizim birikimleriniz doğrularımız kriter olarak kullanılacağı için karşımızdakinin birikim ve doğrularıyla çakışacak demektir. Bunu gözardı etmeden kendi eleştirel yaklaşımınızı ortaya koyabiliyorsanız yaptığınız eleştiri karşınızdaki kişi için bir soru işareti, belki hareket noktası teşkil ediyor. Yermek ise karşınızdaki kişiye ben böyle düşünüyorum, böyle olması gerekir yaklaşımı. Bu bize yerdiğimiz olay veya kişiden savunma ve direnme olarak tepki alacaktır. Sonuç olarak hareket noktası oluşturmanız mümkün olamayacak demektir.
Eleştiri konusunda nezaman birşeyler okusam aklıma aşağıdaki yazı geliyor. Demokrası kültürüne sahip olmak, sağlıklı bireysel iletişim kurabilmek ve yapıcı eleştiri yapabilmek adına bu yazıyı çok yararlı bulacağınızı umuyorum. Bu nedenle sizlerle de paylaşmak istedim. Dilerim okumaktan keyif alırsınız.
YAPICI OLMAK EĞİTİM GEREKTİRİR...
Renklerin ustası olarak anılan büyük bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış. Büyük usta öğrencisini uğurlarken, yaptığı resmi şehrin en kalabalık meydanına koymasını ve yanına da kırmızı bir kalem bırakmasını, halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmesini istemiş. Öğrenci birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş.
Üzüntüyle ustasına gitmiş. Usta ressama üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Öğrenci resmi yeniden yapmış. Usta yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını ve yanına da insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı ile bırakmasını önermiş.
Öğrenci denileni yapmış.. Birkaç gün sonra bakmış ki resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koşmuş.Usta ressam şöyle demiş:
"İlkinde insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün.
Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı. İkincisinde onlardan yapıcı olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi.
Emeğinin karşılığını, ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın. Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenler ile tartışma."
NASLI
|